Stres Nasıl Hastalık Yapıyor?

Stres Nasıl Hastalık Yapıyor?
"Hastalığın iyileşmesinde, hastalığa verilen duygusal ve zihinsel tepki ilaçtan daha önemlidir."
Bedenimizde kan şekerinin belli bir denge içerisinde tutulması gerekmektedir. Açlıkhalinde, kan şekerinin 80-110 sınırlarının altına veya üstüne çıkmaması için organizma insülin salgılayarak veya çeşitli tepkilerle bu dengeyi korur.(Homeostazis)
Aynı denge nöropsikolojik yapımız için de geçerlidir. Bir etken yani stres bu dengeyi bozduğunda çeşitli beyin hormonlarıyla -bunlara stres hormonları deniliyor- sinir sistemimizin çalışması dengelenmektedir.
Stresin olmaması, sinir sisteminin ölümü demektir (Eust-ress).
Buna karşı aşırı uyarı olursa, uyum kapasitesi aşıldığında stres hastalıkları hatta ölüm ortaya çıkabilir.
Bazı doğal afetlerde, afette yaralanmayan insanın iki üç gün içinde kalp krizinden öldüğü bilinmektedir. Stresin mutluluktan da öldürdüğü bilinmektedir. Dublin'de bir diskoda çıkan yangın sırasında çocuklarının öldüğünden emin olan anne onların hayatta olduğunu öğrenince aniden ölmüştü.
Hans Selye, stres konusunda en geniş fizyolojik araştırmaları olan bilim adamıdır. Şu tezi ilk söylediğinde çok kimse inanmamıştı. "Bugün yaygın hastalıkların çoğunun mikropların, virüslerin, zararlı maddelerin veya her türlü dış etkenin yarattığı aksaklıklardan çok strese uyum gösterme eksikliğinden kaynaklandığım görüyoruz."
Gerçekten de önemli olan hastalık değil hastalığa vücudun verdiği cevaptır. Tıp fakültelerinde temel öğretilerden birisi de "Hastalık yok hasta var" öğretisi idi. Her hastalık için bedensel cevap farklılıkları önemli ayrıntıdır. Organizmamız stres karşısında karmaşık tepkiler geliştirir. Solunum ritmi artar, daha çok oksijen sağlanır, kalp ritmi artar, metabolizma kamçılanır. Beyin ritmi hızlanır, uyanıklık artar. Oksijen ve şekerin artışı ile kaslar uyarılır. Bağışıklık sistemi uyarılır, savunma hücreleri ortaya çıkar.
Stres Hormonları
Böbrek üstü bezi (Sürrenal Korteks ve Sürrenal Medulla) Kortikoid denilen bir dizi hormon salgılar.
Kortizol en önemli stres hormonudur. Glukokortikoid olarak korteksten salgılanır bilinir. Anti allerjik, glikozu üreten, protein ve yağların glikoza dönüşmesinde, iltihaplı allerjileri bastırmada rol alır.
Aldesteron ve Kortikosteron: Mineral kortikoidlerdir. Böbrek üstü bezinin medulla kısmından salgılanır. Katekolamin (Adrenalin-Noradrenalin) salgılanmasını tetikler.
Adrenalin ve Noradrenalin acil enerji ihtiyacında devreye girer. Adrenalin sıkıntı, korku, depresyonda, Noradrenalin kızgınlık, öfke, saldırganlık durumlarında daha çok yükselir.
Mineral Kortikoidler bağ dokusunu bozarlar, sedimantasyon hızını düşürürler, kan basıncını yükseltirler, damarları büzerler.
Glukoz ve yağ asitlerinin kana karışmasını hızlandırarak vücuda enerji sağlar, uzun süre salgılandığında enerji depoları boşaldığı için yorgunluk ve bitkinlik başlayacaktır.
CRF (Corticotrop Relasing Factor): Kortikopin salıveren etken olarak bilinir. Beyinden salgılanır. Beyin bir olayı stres olarak algıladığında hipotalamustan salgılanmaya başlar. Stres tepki zincirini tetiklemiş olur.
Hipotalamusta sinir hücrelerinden salgılanarak ön hipofiz-den ACTH üretilmesine, böbrek üstü bezinde kortikoid salınmasına neden olmaktadır.
Hipofiz, kafatası tabanında bulunan bir oyuk içerisinde yer alan salgı bezidir. Vücuttaki bütün hormonların yönetim merkezidir. Ön kısmı ACTH ve Büyüme hormonu (GH) salgılayarak strese cevap verir. Bu bölgede bazı hormon salgıları ise baskılanır. Böylece Prolaktin salgısı artar.
Arka hipofiz ise kan basıncını yükselten ve idrar söktüren hormonlar salgılar (Vasopressin).
Stres Hipofizosürrenal bir mekanizmadır. ACTH, Kortizol zararları önlerken Mineralo kortikolle hasarlara yol açar.
Adrenalinin Rolü: Strese cevap niteliğindeki biyolojik değişimleri başlatan en büyük etkendir. Adrenalin Tirosin isimli aminoasitten üretilmektedir.
Stres ne kadar fazla ise o kadar adrenalin üretmektedir.
Fazla salgılanan adrenalin stres hormonlarının salgılanmasını frenlemektedir. Eğer bu frenleme olmazsa ani ölümler olacaktır. Bu biyokimyasal mekanizmaların ortaya çıkması insanın strese verdiği cevap türlerini açıklayabilmektedir.
İnsanın ruhsal yapısını kullanarak stresini değerlendirme mekanizmasının nasıl olduğu henüz aydınlatılmamıştır.
Uzun süreli streste Büyüme hormonu (GH) az salgılanır. Prolaktin ise cinsel ilgiyi azaltmaktadır. Beden savaş alarmı verdiği için yatırımlar geri çekilmiş, eğlenceler frenlenmiş olmaktadır.
Stres ve Bağışıklık Sistemi
"Stres immun supresyon yapar" artık hekimlerin tartışmadan kabul ettiği bir gerçektir.
Stres altında bağışıklık sistemi baskılanır. Tıpkı savaş durumunda güvenlik güçlerinin aşırı yüklenmesi gibi.
Bu konuları inceleyen bilim dalı Nöropsikoimmunolojidir. Sinir sistemi, hormonal sistem ve bağışıklık sistemi arasında varlığı kanıtlanmaya çalışılan ilişkileri araştırmaktadır.
Bartop (1977)'da yapılan bir araştırmada, 6 hafta önce eşlerini kaybetmiş 26 dul kadın incelemeye alındı. Şeker hastalığı, kalp kroner hastalığı, barsak koliti, eklem romatizması, allerjik cilt hastalığı, şizofreni ile anlamlı ilişki tespit edildi.
Alınan kan örneklerinde vücut savunma sistemini gösteren T-lenfositlerin işlevinde azalma gözlemlendi.
Stresin AİDS Benzer Etkisi
Amerikan Tıp Birliği'nin yayın organında 1999 yılında yayınlanan bir makalede, stres ve AiDS'in vücut savunma sistemine benzer etki yaptıklarım belirtti.
Ohio State Üniversitesi ve 4 ayrı enstitü tarafından yapılan araştırmalarda, stresin vücutta "Cytokine" maddesini azalttığı belirlendi. Cytokine maddesi vücudun savunma sisteminde anahtar rolü olan bir maddedir. Vücut savunmasında T-lenfositlerin üretiminde önemli madde olan bu madde az üretildiğinde T hücreleri ölmektedir.
Aynı etkiyi AİDS hastalığına yol açan "HIV" virüsünün de yaptığı, vücudun bağışıklık sistemini çökerttiği bilinmektedir.
Ohio State Üniversitesi'nden Prof. Ronald Glaser'in sunduğu rapor, stresin biyolojisine önemli aydınlık getirdi.
Stres ve Yara İyileşmesi
"Archive of General Psychiatry" isimli tıp araştırmaları dergisinde 1999 yılında yayınlanan makalede Dr. Kiecolt-Glaser ilginç sorunlar elde etti.
35 kadın üzerinde yapılan araştırmalarda, stres düzeyi yüsek kişilerde dokuları iyileştiren kimyasal bileşimlerin özellikle Cytokine maddesinin yara bölgesine ulaşmadığı belirtildi.
Stres kandaki bazı hormonların seviyesini yükseltiyor. Bu hormonlar yara bölgesine Cytokine bileşiminin ulaşmasını yavaşlatıyor.
Ameliyatlardan sonra yaşanan stres, yaraların iyileşmesine olumsuz etki ederek, hastanın sağlığını tehlikeye sokmaktadır.
Stresin yara iyileştirmesini geciktirmesi operatörler için oldukça önemlidir. Hastanın çabuk ve komplikasyonsuz iyileşmesi için hastanın ruhsal durumunu göz önüne almak gerekmektedir.
Stres-Kalp İlişkisi
Stresli ve hiperaktif özelliklerin fazla olduğu A-tipi kişilik yapısında kalp hastalıklarının 3 misli fazla olduğu, kalp krizinden ölümün 5 misli fazla olduğu bilinmektedir.
Ohio State Üniversitesinde yürütülmüş bir çalışma "Homecysteine" adlı aminoasidin stresli kişilerde arttığım gösteriyor. Bu amino asit kalp hastalıkları riskini artıran bir maddedir.
Finlandiya'dan Dr. Thomas Kamarcık da zihinsel stresin kan damarı lezyonlarım ve damar sertliğini artırdığını, kan kolesterol yüksekliği ile stresin ilişkisini doğrular araştırmalar yayınlamıştır.
Stres ve Felç İlişkisi
Newcastle Üniversitesi'nde ileri yaş enstitüsünde bir araştırma yapıldı. Araştırmada 40 kişinin öldükten sonra beyinleri
incelendi. Yaşamlarında bir büyük depresyon olayı yaşayanların beyin damarlarındaki daralma ve sertleşme anlamlı derecede fazlaydı.
"Journal of Neurology" dergisinde 2000 yılında yayınlanan makalede bu deneklerin dokularında Alzheimer bulgularına rastlandığı belirtilmektedir.
Kalp krizi ve beyin kanaması geçiren deneklerin, depresyonu yenemedikleri takdirde 6 ay içerisinde ölme riskinin 3 misli fazla olduğu aynı araştırmada vurgulandı.
Depresyon bu gün dünyada dördüncü sağlık sorunu, ancak böyle giderse 2020 yılında ikinci sağlık sorunu olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Dünya Sağlık Örgütü de (WHO) depresyonu geleceğin sağlık sorunu olarak açıkladı.
Beyin Yaşlanmasına Etkisi
"Nature Neuroscience" dergisinde sunulan bir raporda, kronik stresin beynin "Hippocampus" bölümünü küçülttüğü gösterildi.
Montreal'de Mc Gill Üniversitesi uzmanlarının (1998) yaptığı bir araştırmaya göre beynin hafıza ile ilgili bölümleri ile kronik stres arasında doğrudan ilişki çıkmaktadır.
Stres nedeniyle salgılanan "Glucokorticoides" adlı hormonların nöronların ölmesine yol açabileceği doğrulandı. Dr. Sonia Lupien başkanlığındaki araştırma ekibi insanın beyninde Hafıza ve Yön Bulma ile ilgili bölüm olan Hippocampus bölümünün küçülmesi ve kronik stres arasında paralel ilişki oldukça ilgi çekicidir.
70 yaşlarında 50 kişi 5 yıl boyunca izlenerek bu sonuca varılmıştır.
kaynak:www.sayginnlp.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :stres belirtileri - stres - stres hastalık - hasta -

Yorumlar