İNSAN İLİŞKİLERİ VE ATASÖZLERİ

İNSAN İLİŞKİLERİ VE ATASÖZLERİ
Diğer psikolojik boyutlarda olduğu gibi "insan ilişkilerimde kesin sınırlar çizilmiş olarak düşünülemez. Çünkü kişi bireysel ilişki içerisindeyken, komşuluk ilişkisinde ya da toplumsal ilişki içerisinde de olabilir. Bunun için denilebilir ki, insan ilişkileri; insanın başkaları ve başkalarının insan üzerindeki tüm ileti ve etkileridir. İnsan ilişkileri kapsamlı, çok yanlı, karmaşık ve birbiriyle ilişkili bir kavramdır. Ancak Türk atasözlerinde insan ilişkilerinin daha iyi anlaşılabilmesi için, atasözlerinde psikolojik yaklaşımın birkaç paragraf içerisinde değerlendirilmesi yapılmıştır.
Atasözleri, geleneksel kültürün bir yanını teşkil eder. Yâni onlar Türk kültürünün geleneksel değer yargılarının, gözlemlerinin bir yansıması ve insan ilişkileri de tesbit edilen normlar olarak görülebilir. Diğer insanları beklentilerini karşılamak için yapılan davranışlar dalı çok geleneksel toplumlarda görülür. Bireyin benliğini, dostları, düşmanları ve önem verdiği diğer kişiler biçimlendirir. Atasözleri de bu beklentilerden ve ilişkilerden doğan tecrübeler neticesinde ortaya konmuşlardır. Yâni atasözleri geleneksel Türk kültürünün insan ilişkilerine yansıyan küçük bir bölümü olarak düşünülebilir.
Kadın erkek ilişkisi ve evlilik konularındaki Türk atasözlerine bakıldığında, bunların bir kısmı doğrudan kadınla ilgili hükümler, bir kısmı da kadın ve erkeğin evlilik ilişkilerini yansıtan sözler olarak karşımıza çıkar. "Yuvayı yapan dişi kuştur" denirken, kadının sağlam bir aile yapısı oluşturmada çok önemli bir görevi üstlenmiş olduğu belirtilmek istenir. Aynı zamanda bu atasözü içerisinde, ailede kadının değeri ve yerinin yanı sıra rolü de gösterilmektedir.  Bu rol kadını,  kendi yaptığı yuvasının işlerini yine kendisinin yapması doğrultusunda yönlendirmektedir. "Kadın eli kaşık sapından kararır" sözünden bu yönde bir anlam çıkarılabileceği gibi; "Kadını hamarat eden ateştir" sözü de, kadının mutfak işlerinde çalışkanlığını, daha fazla becerikliliğini ifade eder doğrultudadır.
Türk atasözlerinde kadın, bir aile kurucusu olarak hiç de olumsuz sözlerle değerlendirilmemekte, tara tersine ona değer verildiği görülmektedir. "Kadının fendi erkeği yendi" denirken; kadınların da düşünce ve benzeri alanlarda ileri atılımlar gösterebileceği, erkekleri geçebileceği belirtilmek istenir. "Kadın erkeğin eşidir, evin güneşidir" sözünde de; kadının aile içerisindeki saygıdeğer yeri ve parlak ve parlak rolü vurgulanmak istenir. Hattâ erkekler için; "Kadın yüzünden gülen ömründe bir kere güler" denirken, kadının evlilik ilişkilerindeki sabırlı, iyi niyetli ve de erkeği ile birlikte zorluklara göğüs geren özelliği hatırlatılır.
Geleneksel yapı içerisinde Türk aile hayatında birden fazla kadınla evlenme görülmüştür. Fakat Ziya Gökalp'in ifadesiyle "Töre" bunları meşru tanımamıştır. Bunlara "Hatun", evin hanımı sıfatı verilmiştir. Eski türkler bunlara "Kuma" adını vermişler ve "odalık" mahiyetinde tutmuşlardır. Nitekim Türk atasözleri de tek kadınla evliliği destekler şekildedir; "Kadının biri âlâ, ikisi bela".
Evlilik ilişkilerinde ufak-tefek tartışmalar olabileceği, "Tütmedik
baca, çekişmedik kan-koca olmaz" sözüyle dile getirilir. Ama bu tartışmalarda ileri gidilememesi, bir daha onarılamayacak sözler söylenmemesi, yoksa bir ayrılığın olabileceği de, "Karı koca bir sözle yakın, bir sözle uzaktır" atasözünde işaret edilir. Bundan dolayı evlilik ilişkilerinde kadın için; "Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını" ikazı yer almıştır. Fakat her iki tarafın , kadın ve erkeğin karşılıklı iyi ilişkileri gözönünde bulundurmak mecburiyetinde oldukları da hatırlatılır; "Başbaşa vermeyince iş bitmez", "Merhem iyi taştan, iyilik iki baştan".
İyilik iki taraflı olmadığı zaman, evlik ilişkilerinin tatlılıkla yürütülmesi beklenemez. Hattâ biraz da zor olur. "Kötü söyleme eşine, ağrı katar aşma" sözünde olduğu gibi, netice kötülükle bitebilir. Her iki taraf için bir "kıyamet" yaşanması söz konusu olabilir: "Karı ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet" atasözünde ifade edildiği gibi, sağlıksız ilişkiler sağlıklı bir hayat getiremez.
Türk atasözlerinde sevgi ve dostluk ilişkilerine sıkça yer verildiği görülmektedir. Bu da geleneksel Türk kültüründe yakın ve samimi ilişkilere çok değer verildiğinin bir göstergesi şeklinde düşünülebilir. Dost, dostluk ve sevgi ilişkileri içindeki bireyler daha az maske kullanırlar. Çünkü kişiliklerinin kapalı tarafları dostluk ve sevgi ilişkileri içinde zamanla açılır. Dostluğun diğer sosyal duygulardan ayrıldığı taraf, seçme ve sadakat özellikleri yönüdür. Çünkü; "Dost dosttan hoşlanır", "Dost yoluna post olmalı" sözlerinden de anlaşılacağı gibi dostluk, sevgi ve güvene dayanan bir ilişkiler bütünüdür. Atasözlerinde dostluk bağına ve dost kazanmaya da önem verilmiştir. "Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur", "Bin dost az, bir düşman çok" şeklindeki atasözleri bunun göstergeleridir.
Dost, çoğu zaman idealize edilmiş ve kişiye güvenlik verici bir hayâl sağlayan bir benliktir. Dostluk ilişkisinin önemi de işte buradan gelir. Gerçek dostluk, menfaatsiz, çıkarsız bir şuurluluğa dayadığından; "Dost zindan kapısında belli olur", "Dost kara günde belli olur" denmiştir. Aynı zamanda "dost"un tanımı atasözünün kendi içerisinde de yapılmıştır; "Dost kim, doğru yola öğütleyen"dir. Dostluğun, belki de bireyin maskesini indirdiği ilişki biçimi olduğundan, dostluk ilişkilerinde yalanın yeri olmadığı "Dost dosttan sır saklamaz" sözünde belirtilir. "Dost acı söyler", "Dost dostun ayıbını yüzüne söyler" denirken; ilişkilerdeki açık olma durumu vurgulanır. Dostlukta çıkarların konu dahi edilmemesi gerektiği; "Dost ile ye iç, alışveriş etme", "Dostluk başka alışveriş başka" atasözlerinde işaret edilmek istenmektedir. Dostluğun kolay kolay gerçekleşemeyeceği "Her gördüğünü dost sanıp sırrım açma" sözünden anlaşılmaktadır. Birey, idealindeki dostluk ilişkilerinde küçük bir aksama olduğunda şaşkınlık duygulan yaşayabilir; "Dostun attığı gül onulmaz yara açar". Türk atasözlerinde daha ziyade eskiyen, kökleşen dostluklar iyi not almaktadır. Atasözlerine göre; "Yeni dosttan vefa gelmez" oysa "Eski dost düşman olmaz".
Dostlukta sevgi vardır. Fakat günlük ilişkilerdeki sevgi alışverişleri ve özellikle aşk, dostluk ilişkilerinden ayrı bir anlam ifade edebilir. Değişik perspektiflerden farklı yorumlara konu olabilir. Meselâ Fromm'un dediği gibi; birçok kişi sevme problemini ilkel bir şekilde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme faaliyetinden çok sevilme olarak görebilmektedir. Atasözlerinde; "Bana bak bir gözle, bakayım sana iki gözle", "Bana bir adım gelene iki adım varırım" denirken, sevmenin yanı sıra sevilme ihtiyacı da belirtilmiştir. Aynı zamanda da sevginin, bir alırken iki vermeğe dayandığı da atszölerinin anlamı içerisinden çıkarılabilir. Ayrıca, bireylerin ilişkilerindeki sevgi ihtiyacını hissettiklerini, sevgi olmadıkça ilişkilerin sağlıklı olarak sürdürülemeyeceğinin atasözlerinde belirtildiği söylenebilir.
Dostluk ve sevgi kavramlarından başka "aşk"ta, bir başka şekilde atasözlerinde işlenmektedir. Daha doğrusu "aşk"ın kendisi değil, aşık olan bireyin davranışları atasözlerinde yer almaktadır. Bu atasözlerine göre, "Âşık avare olur", "Âşık cömert olur", "Âşık sabırsız olur", "Âşık arlanmaz (utanmaz)" çünkü "Âşık Alemi kör, dört yanını duvar sanır".
Atasözlerinden de anlaşıldığı gibi "Aşık" olan bireyin çevresiyle olan ilişkileri ve çevresini algılamasında da bozukluklar oluşabilmektedir. Ya da birey gerçekler yerine hayalindeki dünya içindeymiş gibi hareket edebilir. Atasözünde belirtildiği gibi "Âşığın gözü kördür (bağlıdır)". Bundan dolayı "Âşığa öğüt faydasızdır". Çünkü o sadece kendi gerçeklerine göre davranır. Atasözlerinde "âşık" ve "deli" kişilerin davranışlarında bir benzerlik olduğu hatırlatılır. Benzemeyen tarafları ise; "Âşıkla delinin farkı biri gülmez, biri ağlamaz imiş" atasözü ile işaret edilir. Bunun için de "Âşığa ya sabır, ya sefer", yâni yolculuk tavsiye edilir.
Atasözlerinde bireysel ilişkilerle birlikte toplumsal ilişkilere, komşuluk ilişkilerine de yer verilmiştir. "Harman yel ile, düğün el ile" sözünde, bu ilişkilerin bir ihtiyaç olduğu, insan olanın bu ilişkileri geliştirmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Öyle ki bu ilişkilerin sevgiyle, hoşgörüyle ve de doğabilecek bazı hataları affetmekle daha iyi olacağı; "Sana taşla varana (dokunma), sen aşla (ekmekle, pamukla) var (dokun)", "Sen bilirsin deyince (değirmende) kavga olmaz" sözleriyle dile getirilmek istenmiş gibidir.
Bilindiği gibi tenkit, insanı kendini savunmaya yöneltir. Her bireyin kendine verdiği önemi yaralayabilir. Bunun için bireysel ve toplumsal ilişkilerde, "Her kabahat yüze vurulmaz" sözüne göre hareket edilmesi istenir. "Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar" sözü de, bireyleri ve toplumları ilişkilerde iyiliğe, olumlu davranışlara davet eder. Bir şiddet türü olan "kana susamış"lığın, saldırganlığın insan ilişkilerinde yeri olmaması gerektiği, barışın ve huzurun istendiği bu atasözünde ortaya konmuştur. İnsan ilişkilerine yakıştırılamayan şiddet ve saldırganlık yerine, barış içinde yaşamanın seçilmesi gerektiği vurgulanır. Saldırganın, toplum değerlerine ters düşen bir kişi de olsa, çevresine zarar verebileceği "Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır" atasözüyle hatırlatılır.
"Gönülden gönüle yol vardır", "İki gönül bir olunca samanlık seyran olur, "İyilik eden iyilik bulur", "Kapl kalbe karşıdır" gibi atasözlerinde, bireysel ilişkilerde sevginin, sevgiyle yaklaşmanın ve bunu paylaşmanın önemi belirtilir. Sevgi yaklaşmanın, kişilerarası ilişkileri belirleyen önemli bir faktör olduğu işaret edilir.
Gelenksel türk toplumunda komşuluk ilişkilerine de çok değer verildiği bilinmektedir. Öyle ki "Ev alma komşu al", "Evvel komşu bul, sonra yurdunu tut" gibi atasözleri, komşunun ne kadar önemli olduğunu belirtmektedir. Çünkü komşu, Türk toplumunda yardımlaşıları, iyi ve kötü durumlarda desteğini esirgemeyen, yakın ilişki kurulan en yakın çevredir. Bundan dolayı ev almadan, ev yapmadan önce, en yakın ilşki kurulacak olan komşu önem kazanmaktadır. Türk toplumunda "komşu hakkı Tanrı hakkı(dır)". Halâ küçük yerleşim birimlerinde, bu atasözüne inanç gereğince, evde pişirilen bir yemekten komşuya da gönderilebilmektedir. Komşuluk ilişkileri de karşılıklı yardımlaşmaya dayanmaktadır. Çünkü "Komşu komşunun tütününe (külüne) muhtaçtır". Yardımlaşan, düzenli ilişkiler içinde olan komşuların iyi bir ortam oluşturacağı kabul edilir. "Komşu iti komşuya ürümez" sözünden de, barış ortamının çevreye yansıyan havasının sezildiği anlaşılabilir. "Kurt komşusunu yemez" atasözünde de, komşuya saygı esas alınmasına rağmen, "kötü komşu " da olabilir. Komşuluk rolünden beklentiler yerine getirilmediğinde ilişkiler kopabilir. "Kötü komşu adamı hacet sahibi eder" denmesindeki maksat; harhangi bir araca ihtiyaç duyulduğunda ödünç vermeyen komşuya bir daha gitmemek için o aracı teinin etmektir. Bu gibi durumlarda da komşuluk ilişkilerinin zayıflamasına sebep olabilir.
Dostluk, sevgi, yakınlık ve komşuluk unsurlarını işleyen Türk atasözlerindeki insan ilişkilerinde çoğunlukla, daha sıcak ve samimi bir yaklaşım olduğu anlaşılmaktadır. Oysa "çağdaş" olarak nitelendirilen zamanımız toplumlarında bireylerin incelenmesi, üzülmesi ve diğerlerini incitmesi, üzmesi eskiden olduğundan daha kolay hale gelmiştir. İnsan, ilişkilerinde o kadar hassas ki, incinmemek için diğer insanlara tereddütle yaklaşıyor. "Diğer insanlara zarar vermemek ama onlarla ilgilenmek, her insanın kendi başının çaresine bakmasını gerektiriyor". Bu da sıcak ve samimi ilişkilerle birlikte komşuluk ilişkilerini de etkiliyor ve yalnızlık, yalnız yaşama başlıyor. Kalabalıklar arasında yalnız yaşama, kendini yalnız hissetme de ruhi bozukluklara yol açıyor, insanlar arasında yaşadığı halde bireyde yalnızlık duygusuna kapılma, sınırı aştığı zaman, şizofrenik bozukluklarla birlikte delilik
haline sürükleyebilir. "Yalnız taş duvar olmaz" atasözü içerisinde, bireysel ve toplumsal ilişkilerin ne kadar önemli olduğu vurgulanırken; insan, toplum ve düşünce ilişkilerinden kopmuş olarak sağlıklı yaşayabilmesinin çok zor olacağı da kabul edilir. Nitekim bir başka atasözü, "Yalnızlık Allah'a mahsustur (yaraşır)" derken, bireyin yalnızlığına, bütün ilişkilerden kopmuş olarak yaşamasına karşı çıkar. Bu durumda bireyin sağlığı açısından çok önemlidir.
Türk atasözlerinin asırlarca önce ortaya koyduğu bazı hükümlerden, insan ilişkilerinin çok önemli bir yönünü işaret eden değerlendirmesini sosyal psikoloji bilimi ancak 1960'larda bir alan araştırması ile belirlemiştir. Festinger, Schacter ve Back'ın yaptıkları araştırmada; yerleşim düzeni ve tutum benzerliğinin, zaman içinde insan ilişkilerini nasıl etkilediği incelenmiştir. Bu ilk araştırmalar, sonraları değişik metodlarla defalarca bulunacak olan bazı olguları ortaya koymuştur. Meselâ, insanlar arasında fizikî yakınlık ve tutum benzerliğinin, dostluk ilişkilerinin gelişmesini olumlu yönde etkilediği sonucuna varılmıştır . Araştırmayla 1960'larda ortaya konan bu netice "Gözden ırak olan gönülden de olurmuş" şeklinde söylenen atasözünde, asırlar önce tecrübelerden, yaşantılardan çıkarılan bir hüküm olarak belirtilmiştir.
Kaynak: www.sayginnlp.com

 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Atasözleri - ata sözleri - atasözü - güzel sözler - komik - ata sozleri - deyim - özlü sözler - kelimeler - sözlüğü - deyimler - atasozleri - sözler - özlü sözler - özlü güzel sözler - güzel sözler - sözler - ozlu sozler - kısa sözler - aşk sözler - guzel sözler - ilginç sözleR - etkileyici sözler - en güzel sözler - anlamlı sözler - -

Yorumlar