NLP Teknikleri, Meta Model

Dili tümdengelim için kullandığımızda, sözcüklerden yola çıkıp onların temelinde yatan belirli deneyimlere gideriz. Aynı zamanda deneyimlerimizi nasıl çarpıttığımızı, sildiğimizi ve genellediğimizi keşfederiz. Bunu yapmak için, ipi labirentin dar dönemeçlerinden geri götürecek sorular sorarız. 

Dile dökülen sözcüklerden başlayıp gramer yapısına geçer, bunu yaratan temsil sistemlerine ulaşır ve son olarak da duyusal deneyime varırız. Bunu başaracak soru demeti, Richard Bandler ve John Grinder tarafından 1975'de geliştirilen ilk NLP modelidir ve Meta Model adıyla anılmaktadır

Meta Modeli incelemek için silmenin, çarpıtmanın ve genellemenin deneyimi nasıl dile çevirdiğine kısaca göz atacağız ve ardından, bunları birbirine bağlamak için sormamız gereken soruları gözden geçireceğiz.


Meta Model bir sorular dizisidir. Bunlardan bazıları çok belirgindir ve onları hiç düşünmeden kullanırız. 

Bazıları daha incedir. Bunlar, hem konuşan hem de dinleyen açısından, iletişimin daha anlaşılır olmasını sağlamak için dildeki bazı kaçınılmaz seçicilikleri ve çarpıtmaları açıklığa kavuşturmaya çalışırlar. Meta Modeli kullanmanın bir yolu, söylenen sözleri dinleyip, o cümlenin anlamlı olması için içermesi gereken, ancak, unutulmuş olan kısımları bulmaktır. Dinleyen, sezgisel olarak neleri eklemek zorundadır? (Veya belki de yanlış tahmin etmektedir?)

Algılama Kapısındaki Bekçiler


Genellemeler

Tüme varım Milton Model

Tümden gelim Meta Model

SİLMELER

Silver Biate adlı bir Sherlock Holmes vakasında, Watson sorar, "Dikkatimi çekmek istediğiniz başka bir nokta var mı?"

Holmes cevap verir, "Gece boyunca süren ilginç köpek olayı."

"Köpek gece boyunca hiçbir şey yapmamış!"

"İlginç olan da buydu" diye cevap verir Sherlock Holmes.

Geceki köpek olayı gibi, silmeler, yoklukları ile şüphe uyandırırlar.

Bir örnek:

"insanlar bunu yeterince biliyorlar."

Bu cümle ne anlama geliyor? Çok belirsiz. Bahsi geçen insanların kim olduklarını bilmiyoruz ve tam olarak kim olduklarını bilmemiz önemli olabilir. Bundan anlam çıkarmak için şunu sorarsınız, "Tam olarak hangi insanlar?"

Bazen. bir ifadede kişiler tamamen atlanmışlardır; örneğin, "Bu, yeterince bilinmiyor." Buna "edilgen ses" denir. Sorumluluktan kaçmanın iyi bir yoludur. Ünlü hükümet demecinde de bunun örneğini görebiliriz: "Hatalar yapılmıştır."

Örnek cümlemize dönersek, "bu" kelimesi neyin yerine geçmektedir? Önceki konuşmadan bu açık değilse, "Tam olarak ne hakkında yeterince biliyorlar?" diye sormanız gerekir. (Bazen açık gibi görünce bile, sormak faydalı olabilir.)

Son olarak "bilmek" fiili çok net değildir. Şöyle sormanız gerekir, "Ne kadar kesin olarak biliyorlar?" Tüm ayrıntılar verildiğinde, sohbetler bezdirici olabilir ve her ifadede silmeler yapılır. Ancak, detaylar önemli olabilir. Bunları almadığımızda, çoğunlukla yanlış tahminlerde bulunuruz. Silinen parçaları konuşanın değil de, kendi haritalarımıza göre doldururuz. Bazen de konuşmacılar kendi ifadelerinin arkasında neyin yattığı konusunda çok emin olmayabilirler. Sorularınız, onları kendi deneyimleri hakkında düşünmeye sevk eder ve söz ettikleri konularda daha netlik kazanırlar.

Karşılaştırmalar

Son cümlemiz bir karşılaştırma içermektedir -"daha". Birçok karşılaştırma kullanırız: "Daha iyi", "en iyi", "daha kötü", "en kötü", "daha çok", "daha az". Bir karşılaştırma en az iki madde içermelidir.
Karşılaştırmanın neye dayandırıldığını bilmek önem taşıyabilir. Dolayısıyla "Neyle karşılaştırınca?" diye sormanız gerekebilir.

Örneğin, bir kişi, "Kötü performans gösterdim" diyebilir.

Neyle karşılaştırınca kötü? Sizin ideal performansınızla mı? Dünkü performansınızla mı? Bir uzmanın performansıyla mı? Gerçekçi olmayan karşılaştırmalar, tatminsizliği garantiler. Depresyona girmenin ve düş kırıklığına uğramanın en etkili yolu, hayali ve ulaşılamaz bir idealle kendinizi karşılaştırmak ve bundan ne kadar uzak olduğunuzu düşünerek, kötü hissetmek ve kullandığınız karşılaştırma standardını silmektir. Bunun sonucunda kötü hissetmekle kalır ve bunu düzeltecek bir yol bulamazsınız.

Kendinizi motive etmek için, şu anki durumunuzu başka insanlarla karşılaştırmak yerine, ilham veren bir gelecekle karşılaştırın.

Gelişmeyi izlemek için, geldiğiniz noktayı başlangıç noktanızla karşılaştırın.

GENELEMELER

Buradaki en belirgin örnekler "hepsi", "asla", "daima" ve "bütün" gibi sözcüklerdir. Bu tür sözcüklere evrenseller denir; istisna kabul etmezler. Bunlar kısıtlayıcıdır ve dünyanın kendisini değil, bizim dünyaya bakışımızı basitleştirirler. Örneğin:

"Bunu hiçbir zaman yapamam."

"Kimse önemsemiyor."

"İhtiyacım olduğunda hep dışarıdasın."

Bazen evrenseller daha az açıktır. Örneğin:

"insanlar nazik değiller." "Fransız yemekleri pahalıdır." "İstisnalar kaideyi bozmaz."

Bu genellemeleri sorgulamanın yöntemi, karşıt örnekleri aramaktır: "Tüm insanlar mı nazik değiller?"

"Hiç nazik birini tanıdığın oldu mu?"

Eğer aranızda iyi bir uyum sağlanmışsa, karşınızdakinin ifadesini "Hiçbir zaman mı?" diyerek sorgulayabilirsiniz. Bu durumda, kişi, deneyimleri arasından istisnaları bulup çıkarmaya çalışacaktır.
Genellemeler aynı zamanda yargılamalardır ve bunları, "Kim söylüyor?" veya "Bu söylemle ilgili ne gibi kanıtlarınız var?" diyerek sorgulamak isteyebilirsiniz. Artık gerçekten benimsemediğimiz fikirleri sık sık söze döktüğümüz olur. Bunlar, anne babalarımızın fikirlerinden aktarılananlardır ve tozlarının silkelenip bir elden geçirilmeleri iyi olur.

Bir başka genelleme örneği ise, "-meli", "-malı" , "zorunlu" ve "mecbur" gibi ifadelerle, kendimize ve başkalarına koyduğumuz kurallardır. Bunların ardında iyi nedenler olabilir de olmayabilir de. Bunu bulmanın yolu, "Eğer yapmazsam ne olur?" diye sormaktır.

Örneğin, "Başka bir iş bulmalısın." "Bulmazsam ne olur?"

Olabilecekleri tahmin edin -bunlar gerçek ve tatsız olabilecekleri gibi, hayal ürünü de olabilirler. Bazen bu "kural koyan" sözcüklerden o kadar büyülenmiş oluruz ki, durup düşünmez ve bunlara körü körüne itaat ederiz.

Aynı zamanda olumsuz kurallar vardır: "-memeli", "-mamalı". Bunların sonuçlarını bulmak için, 'Yapsam ne olur?" diye sorun.

Örneğin, "O insanlarla konuşmamalısın." "Onlarla konuşsam ne olur?"

Daha güçlü kurallar da, "yapamam", "gidemem" gibi kelimelerle temsil edilirler. Bazıları açıkça fiziksel sınrlardır: "6 metre zıplayamam". Diğerleri hiç sınanmamış inançlar olabilir. Örneğin, "Değişemem" veya "Bunu bulamam." Bu tür ifadeleri tersine çevirmek için, "Seni engelleyen nedir?" diye sorabilirsiniz. Bu, odağınızı, saplanıp kalınan durumdan, bir hedefe yönelmeye ve önünüze çıkabilecek engellerden kurtulmaya çevirir.

Tamamen gerçek dışı olmadıkları takdirde, "yapabilirim" ve "yapabilirsin" gibi sözler kişiyi güçlendirirler. "-Meli", "-malı" eklerini içeren sözcükleri, "yapabilirim" tarzı bir yapıya dönüştürmek, yapılacak iyi bir hamle olabilir.

Böylece "İyi yapmalıyım", "İyi yapabilirim"e dönüşür. (Büyük olasılıkla iyi yapmak istiyorumdur ve yapmazsam sonuçları ne olur?)

Bu, kendiniz ve başkaları için yapabileceğiniz en güçlendirici değişimdir -basit ve tek sözcüklü bir değişiklik.

ÇARPITMALAR

Süreçleri alıp nesnelere dönüştürerek çarpıtırız. Bu şekilde türetilen bir nesneye isimlendirme denir. Pek çok önemli kavram, isimlendirmedir: "Sevgi", "adalet", "eğitim", "inanç", "seçenek", "işbirliği", "korku" ve "bellek". , Çarpıtma, bu isimlerin aslında kılık değiştirmiş fiiller \ olmalarından ileri gelir.  Bir süreç,  tam orta yerinde dondurulmuştur.

İsimlendirmelerin sorunu, bunların durağan ve değişmez olmasındadır. Örneğin, bir kişi "Bu ilişki yürümüyor" dediğinde, bu "şeyden", yani bu ilişkiden ne kasdettiğini, bunu sürece dönüştürerek bulmaya çalışın. Bunu yapmak için "Tam olarak nasıl ilişki kuramıyoruz}" şeklinde sorun.


Atlanmış kısımları olan söylemleri daha önce irdelemiştik; şimdi de, size içinde gizli fazlalıklar barındıran çarpıtma örnekleri vereceğiz. Özellikle ilginç olan, insanların söylediklerinin ardındaki varsayımlardır. Bunlar bizi o kişilerin dünya modellerine yakınlaştırırlar. Bu varsayımları dinleyin. Bu varsayımları öğrenmenin yolu, bu cümlenin anlamlı olması için başka neyin doğru olması gerektiğini kendinize sormaktır.

Örneğin, "O en az diğer arkadaşların kadar duyarsız."

Bu deyiş, diğer arkadaşlarınızın da duyarsız olduklarını varsaymaktadır.

"Lütfen, bunu son konuştuğumuz zamanki kadar mantıksız olma" cümlesi, daha önce mantıksız olduğunuzu ve bu mesele hakkında önceden konuştuğunuzu varsaymaktadır.

"Bana şimdi mi ödemek istersin, sonra mı?", bana mutlaka ödeyeceğinizi varsaymaktadır.

"Neden" ile başlayan soruların neredeyse tümü, dikkatinizi nedene çekmek yoluyla bir varsayımı gizler.

"Neden bu o kadar zor?" sorusu, daha en başta bunun zor olduğunu varsaymaktadır. Siz aslında bu soruya cevap vermekle, bu varsayımın geçerliliğini teyit etmektesiniz.

Çoğunlukla çift bağ denen, "Kırk katır mı, kırk satır mı" tarzından bir durum içine girerseniz, ille de bir yolu veya diğerini seçmeniz gerektiğini düşünmek yerine, söylemdeki varsayımları sorgulayın. (Sorgulamaya, ya birini ya da diğerini seçmek zorunda olduğunuz varsayımından başlayabilirsiniz.)

Düşünce okuma, çarpıtmanın bir başka örneğidir. Göz hareketlerine bakarak bir kişinin nasıl düşündüğünü bilebiliriz, ama gerçekten ne düşündüğünü bilemeyiz. Yakından tanıdığınız bir kişi olmak şartıyla, şanslı bir tahmin veya iyi bir sezgiyle düşünce okunabilirse de, bu iş gene de risklidir. Sorabilecekken, neden düşünce okuyasınız? Eğer biri sizin düşüncenizi okursa, sizin ne düşündüğünüzü tam olarak nasıl bildiğini sorun ona.

Yetişkinler çoğunlukla çocukların düşüncelerini okuyup, onların ne hissedip hissetmediklerini açıklarlar. "Hadi oradan, gerçekten üzgün değilsin, bu sadece bir oyun." Sadece bir oyun olabilir ama çocuğun dünyasında bu önemlidir ve üzülmüştür. (Yetişkinlerin de oyunlarda neşesi kaçtığı olur.)

Bazı insanlar, "tersine düşünce okuması" yaparlar, yani onların düşüncelerini okuyabileceğinizi zannettikleri için, sizden ne istediklerini söylemeden bilmenizi beklerler. Eğer alıcı konumundaysanız, bu karışık bir kalıptır.

Örneğin, "Tatile çıkmak istediğimi bilmeliydin."

Nasıl?

Yahut daha da kötüsü, "Eğer beni sevseydin, tatile çıkmak istediğimi bilirdin."

Burada düşünce okuma, sevginin bir kanıtı olarak görülmektedir.

DURUM VE SONUÇ

Çarpıtmanın bir başka örneği, neden ve sonucu basit bir şekilde bağlamaktır.

Elektrik düğmesine basmak ışığın yanmasını sağlar, ama bu, elbette hikâyenin tamamı değildir. Bizim neden ve sonuç olarak gördüğümüz şeyler, maddi dünyada farkına vardığımız bağlantılardır.

Cansız varlıkların aksine, insanların seçenekleri vardır ve fizik kanunlarına uymayan şekillerde tepki verebilirler. Kendi dünya modelimizi yaratırken, içine koyduğumuz neden-sonuç bağlantılarından biz sorumlu oluruz. Bu hem korkutucu hem de özgürleştiricidir. Bir taraftan kendi çıkmazlarımızdan ötürü başkalarını suçlayamayız. Herhangi bir sorun, şartların, kişilerin ve kendimizin ortak çabalan sonucu doğmuştur. Özgürleştiren kısmı ise, dünyanızı siz yarattığınıza-göre, daha iyisini de yapabilecek olmanızdır.

Gelin görün ki, başkalarının sorumlu olması halinde, siz güçsüz kalırdınız. İngilizce, bu tarz düşünmeyi teşvik eder. "Beni sıkıyorsun", demek "Bana kendimi sıkılmış hissettiriyorsun" demenin bir yoludur."* Kullandığımız dil ile, başkalarına duygusal durumumuzu denetleme hakkı vermek o kadar kolaydır ki, sonunda buna biz de inanmaya başlar ve sanki doğruymuş gibi hareket ederiz.

Dahası, eğer kendi duygusal durumunuz üzerinde seçeneğiniz olmadığına inanarak hareket ederseniz, tersi de geçerli olur; yani siz de başkalarının duygusal durumlarından sorumlu olursunuz. Bu, sizi başkalarının kurbanı ya da bakıcısı yapar ve yersiz suçlululuk duygularına iter. (Kuşkusuz, iki yönü de idare edebilen yaratıcı kişiler her zaman vardır: Başka insanları kendi duyguları için sorumlu tutarlar, ama aynı zamanda o kişilerden kendi duygularının sorumluluğunu taşımalarını beklerler.)

Neden ve sonucu sorgulamanın iki yolu vardır.

"Beni sinirlendiriyorsun" sözünü duyduğunuzda, "Seni tam olarak nasıl sinirlendiriyorum?"diye sorabilirsiniz. Bu şekilde kişinin kendi deneyimine bakmasını sağlarsınız. Ancak, yine de sizi suçlayabilirler. İlginçtir ki, kendilerini kurban rolüne koyarak, kendileri üzerinde size bir iktidar vermiş olmaktadırlar.

Daha derin soru, "Benim yaptıklarım karşısında nasıl oluyor da kendini sinirli hissediyorsun?" olur. Bu meydan okuyan bir sorudur ve kendi duygularımızdan sorumlu olmadığımız varsayımına karşı çıkmaktadır ve duygularımızı başka insanlara karşılık olarak kendimizin yarattığı fikrini öne sürmektedir. Bu soruyu kullanırken dikkatli olun.

UYGULAMACA META MODEL

Meta modelin üç temel kullanımı vardır.

•     Silmeleri sorgulayarak, bilgi toplar.

•     "Bununla ne demek istiyorsun?" diye sorarak, anlamı berraklaştırır.

•     Özellikle "Zorunluyum" veya 'Yapamam" gibi sözcüklerle vurgulanan kuralları sorgulayarak, sınırlılıkları belirler ve böylece yeni seçeneklere kapı açar.

Örneğin, şu cümle hakkında düşünün: "Bunu burada yapamam."

Bu cümleyi sorgulayabilmenizin birkaç değişik yolu vardır. Hangisini seçersiniz? Bu, sizin istediğiniz sonuca bağlıdır. Yazılı malzemede bazı sözcüklerin altım çizdiğimizde olduğu gibi, konuşan kişinin de neye önem verdiğini, sesindeki farklılaşmadan veya jestlerinden anlayabilirsiniz.

"Bunu burada yapamam!" ifadesi, çevre düzeyini öne çıkarır.

Cevabınız, "Nerede yapabilirsin?" olabilir.

"Bunu burada yapamam!" ifadesi, davranış düzeyini öne çıkarır.

Bu kez, "Tam olarak neyi yapamıyorsun?" diye sorarak silmeyi sorgulayabilirsiniz.

"Bunu burada yapamam" ifadesi, beceri veya inanç düzeyini vurgular.

Beceriyi sogulamak için, "Seni engelleyen nedir?" veya "Yapabilmek için neye ihtiyacın var?" diye sorabilirsiniz.

İnanç düzeyi için ise, 'Yapsan ne olur?" veya "Neden olmasın?" gibi sorular sorabilirsiniz.

Son olarak "Ben bunu burada yapamam!" ifadesi de, kimlik düzeyini vurgular. Bu kişi, kendisinin bu işi başka bir yerde dahi yapabilecek türde birisi olmadığını söylemektedir. Ona, "Kim yapabilir?" diye sorabilirsiniz.

Meta Model sorularını kişiyle aranızda uyum sağladıktan sonra kullanın, aksi takdirde bu sorular meydan okuyucu olarak algılanabilirler. Diğer kişiyi dinleyin. Söyledikleri, onların dünyalarını gösterir.

Eğer davet edilirseniz, içeriye yavaş yavaş adım atın. Tekrarlanan sorular resmi bir sınav gibi görülebilirler. Bazı insanlar bu tür soruları sadece kızgın olduklarında kullanırlar. Meta Model sorularıyla bir Metacanavar olmaktan kaçının. Ses tonunuzla veya "Acaba bunu bana açıklayabilir misiniz?" ya da "Bu ilgi çekici, ... hususu tam olarak anlayamadım" türünden açıklamalarla sorularınızı yumuşatın.

META MODEL  HAYATTA  UYGULAMAK

Meta Modeli uygulayacak en iyi yer, kendi içsel diyalogunuzdur. Önce onu dinlemelisiniz. Kendinize tam olarak ne söylüyorsunuz? Pek çok kişi için iç diyaloglar sürekli arka fonda duran bir gürültüdür ve bunu gerçekten dinlemezler. Zihninizin hareketlerini dinlemek, onu rahatlatmanın ilk adımı, meditasyonun temeli olabilir. Bu diyalog, algılama kapılarını temizler ve içinizde kendi kendini yaratmış engelleri de arındırır.

Meta Modeli, en çok tercih ettiğiniz silmeleri, çarpıtmaları ve genellemeleri bulmak için kullanın. Zihninizde şevkinizi kıran, gerçekçi olmayan karşılaştırmaların olup olmadığını keşfedin, içinizdeki modası geçmiş yargılara, inceden inceye düşünülmüş yanıtlar yerine, beyninizde çınlayan başkalarının düşüncelerine kulak verin. Bunlar kimi zaman ilk söyleyenin ses tonuyla saklanmış durumdadırlar. Hareket özgürlüğünüzü boş yere kısıtlayan pek çok "zorunluyum" ve "yapamam" sözleri bulabilirsiniz. Bunların yanı sıra, kendi inanç ve varsayımlarınızı yakalayabilir ve bunları daha yakın incelemeye alabilirsiniz.

İşte bazı örnekler:

"Bunu yapmalıyım." -Yapmasan ne olur?

"Bunu yapamam." -Beni durduran ne?

"Beni sevmiyor?"

-Tam olarak nereden biliyorum ?

"Sıkıldım."

-Kendimi tam olarak nasıl sıkıyorum veya sıkıntıya sokuyorum?

"Değişim zordur."

-Değişim nasıl zordur? Nereden yola çıkıp, nereye doğru değişiyorum^

"Bu karar çok zorluk arz ediyor." -Karar vermeyi nasıl zor buluyorum ?

"Kimse bana yardım etmeyecek?" -Kimse mi? Hiç kimse mi?

Meta Modeli nasıl ve ne zaman uygulayacağınız, varmak istediğiniz sonuca bağlıdır. Aynı anda birkaç kişiyle birden konuştuğunuz durumlarda, söylediklerinizden her bireyin kendi anlamını çıkarması için daha genel konuşmanız gerekebilir. Bundan sonraki bölüm, Meta Modelin aynadaki görüntüsüne -müphem dil ve bunun yaptıklarına- bakacak.

Ücretsiz ön görüşme yapmak için bizden randevu almanız yeterli olacaktır.

NLP Teknikleri Eğitimi için ilgili detaylı bilgi için :

İzmir NLP Teknikleri Eğitimi için  0(232) 422 59 54 yada  0 (535) 667 32 24 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz veya İzmir NLP Teknikleri Eğitimini tıklayabilirsiniz.

İzmir NLP Teknikleri Eğitimi için 0(232) 369 50 81 -  0(532) 100 11 65 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz veya İzmir Karşıyaka NLP Teknikleri Eğitimini tıklayabilirsiniz

Denizli  NLP Teknikleri Eğitimi için 0 (258) 213 0 999-   0 (532) 100 11 65  numaralı telefondan ulaşabilirsiniz veya Denizli NLP Teknikleri Eğitimini  tıklayabilirsiniz.

Antalya NLP Teknikleri Eğitimi  için   0 242 323 73 15 yada  0 (505) 445 15 31 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz veya  Antalya NLP Teknikleri Eğitimini tıklayabilirsiniz.

Muğla NLP Teknikleri Eğitimi  için 0(252) 213 00 98 -  0 (532) 100 11 65  numaralı telefondan ulaşabilirsiniz veya Muğla NLP Teknikleri Eğitimini tıklayabilirsiniz.


Bu makale şu konularla ilgili olabilir :meta model nedir - milton model -

Yorumlar