ZİHİNSEL RESİMLER

Bir kelime söylendiğinde aklımıza ilk geleni anlatmayla ilgili bir oyun vardır, bilirsiniz. Bir kelime söylenir ve karşımızdaki kişi, bu kelimenin zihninde çağrıştırdığı kavram veya nesneyi dile getirmeye çalışır. Bu da bir çeşit zihinsel resim oluşturmadır aslında. Anlık bir flaş patlaması gibi birden resimler birkaç saniyeliğine beliriverir. Bu patlamaların derecesi, şekli ve süresi her insanda farklı olabilir. Bunun nedeni temelde, kişiliğin oluşumundaki farklı farklı süreçlerdir. Dünyadaki insan sayısı kadar çeşitli olan bu süreçler, insan sayısı kadar da duygulanım demektir. Örneğin, bizde pozitif duygular oluşturan olan bir durum, başkasında negatif duygulara yol açabilir. Bu, felsefedeki "görelilik" kuramının doğruluğunu gösteren tipik bir örnek..
 
İnsanlardaki, dış çevreden gelen duyumlamaların etkisiyle oluşan çağrışımların alım şekli, tepkiyi farklılaştırabileceği gibi, zihinsel resmin oluşumunu da biçimlendirebilmekte. Örneğin, size, "Limon" kelimesini sadece kelime olarak görün ve zihninizde o şekilde canlandırın" dediğimde bu kelimenin etkisinin ne kadar az olduğunu görebilirsiniz. "O limonu bir bıçakla kestiğinizi ve limonu keserken çıkan sesi duyduğunuzu düşünün" dediğimde tepki bir miktar daha artmaktadır. Bir de "O limonu ağzınıza götürüp ısırık atarak tadını hissedin" dediğimde canlandırmış olduğunuz zihinsel resmin ne kadar etkili bir duygulanım yarattığını anlayabilirsiniz.
Anılar insandan insana değişik izlenimlere yol açmakta ve dolayısıyla yaşanan her olayın zihindeki resimlemesi de farklı olmaktadır. İnsanlardaki resimleme ya da görüntüleme olarak da tanımlayabileceğimiz bir durum ya da bir olay belli başlı özelliklerde kendini göstermekte. Bu özellikler de resmin genel ayarıyla ilgili. Parlaklık-loşluk, büyüklük-küçüklük, resmin içinde/dışında olma gibi özellikler çerçevesinde, zihinsel resimleme olayı gerçekleşir.


Parlaklık-Loşluk
 
 
Zihnimizde canlandırdığımız resimler parlak ve renkli olabileceği gibi, loş, cansız, soluk da olabilir. Özellikle bizi mutlu eden ya da hoşumuza giden bir olay ya da durumu zihnimizde canlandırırken, zihnimizdeki resim parlak ve renkli bir çerçevede gözümüzün önüne gelir. Örneğin, geçmişte yaşadığınız hoş bir olayı düşünün ve bu olayın yer aldığı düşünsel şemayı çerçeve olarak gözünüzün önüne getirin.. Çerçeve içerisindeki resim ne kadar parlak, renkli ve hoş değil mi? Bununla birlikte içinizde oluşan duygu haline de dikkatinizi yöneltin ve onu yoğun bir şekilde hissetmeye çalışın.. Bu duygu halinizin farkına varın ve zihninizle komuta ettiğiniz farkındalığınızla, duygularınızı adlandırın. Gerçekten istediğiniz bir hedefi gözünüzün önünde canlandırırken ve o anı yaşarken de aynı duygulan hissettiğinizin farkına varın.
 
 
Bir de geçmişte yaşamış olduğunuz, hoş olmayan, hatırladığınızda içinizi huzursuz eden başka bir olayı düşünün ve o olayı zihinsel resminiz haline getirin. İçinde olduğunuz o anı tam olarak yaşıyorsunuz; bu sırada duygularınızın da farkına vararak içinde bulunduğunuz ruh halini adlandırmaya çalışın. Duygusal tepkileriniz bu iki örnekte belirgin bir farklılık gösteriyor, değil mi? Bir de sizde kaygıya yol açan bir olay ya da durumu düşünün. Bu bir sınav ya da kız/erkek arkadaşınızla ertesi günkü ilk buluşmanız olabileceği gibi kaygı doğuran herhangi bir durum olabilir. Böyle bir durumu zihninizde tam olarak canlandırdığınızda, resmin nasıl bir şekilde izlenim oluşturduğuna dikkat edin. Muhtemelen gri ya da siyah bir fonda canlandırmaktasınız..
 
 
Şimdi şunu düşünün: Zihnimizde gerçekleştirdiğimiz resimlerin ayarları, tıpkı bir televizyonun menü ayarı gibi elimizde. Yani istediğimiz şekilde bu ayarları değiştirebilir, onlarla rahatlıkla oynayabiliriz. Şimdi, daha önce canlandırmış olduğunuz resimlerin ayarlarıyla oynayın ve duygu hallerinizi takip edin. Karanlık çıkan görüntüyle, tıpkı televizyonda gerçekleştirdiğiniz ayar düğmeleriyle oynar gibi oynayın. Örneğin fonda gördüğünüz koyu rengi iyice açın ve renkli hale getirin. Bir de bunun tam tersini yapın. Renkli olan görüntüyü karartın. Bunu yaparken içinde bulunduğunuz duygu hallerini takip edin. Burada dikkat etmeniz gereken, hoş olmayan, kötü duygular yaratan o anı gerçek anlamda, tam olarak yaşamanız ve o duygularınızı ilk yaşadığınız anda olduğu gibi hissetmenizdir. Daha sonra yapacağınız ayarlar işe yarayabilir.
 
 
Kaygı oluşturan durumda da bu ayarlarla oynayabilirsiniz. Örneğin, karanlık gördüğünüz resmin rengini açabilir, hatta görüntüyü renkli bir halde canlandırabilirsiniz.. Seyrettiğiniz resmi daha da açın.. Tıpkı bir film seyreder gibi o resme odaklanın.. Dikkatle.. Taşıdığınız o olumsuz duyguların etkisinin biraz daha azaldığını fark edebiliyor musunuz?
Parlaklık ve loşluk, duyguların derecelerini ayarlama özelliğine sahip iki durumdur. Resmi parlaklaştırırsanız duyguyu daha yoğun yaşarsınız. Tam tersini yapar, yani loş duruma getirirseniz yoğunluğu azaltmış olursunuz.
 
 
Büyüklük-Küçüklük
 
 
Şimdi zihinsel resimlerimizi büyütüp küçültme alıştırmasını yapalım. Geçmişte yaşamış olduğunuz başka hoş bir anıyı gözünüzde canlandırın.. Resmi kendinizi rahat ve gevşek hissettiğiniz bir ortamda seyredin.. Tıpkı bir film gibi.. Başrolde sizin oynadığınız bir film.. İsterseniz gözlerinizi kapayabilirsiniz. Filmi sinemadaymışsınız gibi seyredebilirsiniz.. Bu anın keyfini çıkarın. Şimdi sizi mutlu eden o anı yavaş yavaş gözünüze yaklaştırın ve resim büyüdükçe duygularınızı takip edin.. O hoş an gözünüzün önüne yaklaştıkça size daha fazla heyecan halleri yaşatacağına eminim. Şimdi de tam tersini yapın ve o anı uzakta bir nokta haline gelinceye kadar uzaklaştırın.. Ve tekrar duygularınızı takip edin. Canlandırmış olduğunuz görüntü gözünüzün önünden uzaklaştıkça heyecanınızın daha bir azaldığını fark edebiliyor musunuz? Yaptığınız bu alıştırmayı olumsuz, sizi rahatsız eden bir durum için de tekrarlayın. O olumsuz anı gözünüze yaklaştırdığınızda, olumsuz duyguların arttığını,
uzaklaştırdığınızda azaldığını göreceksiniz.
 
 
Aynı alıştırmayı bir de sizde kaygı oluşturan ya da oluşturmuş başka bir an için uygulayın. Tam olarak o anı yaşayın ve o duyguları hissedin.. Şimdi gördüğünüz bu resmi gözünüzden iyice uzaklaştırın.. Çok küçük bir nokta halini alıncaya kadar uçurun.. Uzayın derinliklerindeki bir yıldız kadar uzaklara gitsin.. Bu durumdayken o resimle ilgili duygularınızı kontrol edin.. Tepkinizin ne kadar fazla güç kaybettiğini fark edeceksiniz.
Bir olay ya da durumla ilgili duyguların arttırılıp azaltılmasında etkili olan alıştırmalardan biridir büyüklük küçüklük alıştırması. Duyguları yoğun olarak yaşamak istiyorsanız, resmi büyütün ve kendinize yaklaştırın. Yoğunluğun arttığını, daha fazla heyecan yaşattığını göreceksiniz. Olumsuz olan, sizi rahatsız eden zihinsel resimleri de küçülterek, yani gözünüzün önünden iyice uzaklaştırarak, sizde yarattığı duyguları azaltabilirsiniz.

Resmin İçinde/Dışında Olma
 
 
Bu, daha önceki bölümlerde bahsetmiş olduğumuz ilişkili olma-ilişkisiz olma durumudur. Canlandırdığınız resmin içine girerek ya da tıpkı bir sinema seyircisi gibi seyrederek, o anın oluşturduğu duygulan güçlendirip zayıflatabilirsiniz. Resmin içinde olma, duygu yoğunluğunu arttıran bir süreçtir. Seyirci olarak seyretme ise duygu yoğunluğunu azaltır.
Şimdi bir lunaparkta olduğunuzu düşünün. Hızlı bir eğlence trenindesiniz. Çevredeki sesleri, insanların çığlıklarını ve olabilecek tüm sesleri duymaya çalışın.. O anı tam olarak yaşayın.. Olayın tam içindesiniz ve o anı gerçek olarak yaşıyorsunuz.. Tren hızla giderken, hızla yaptığı ani iniş çıkışların sizde oluşturduğu heyecan ve duyguları takip edin.. O anın içinizde oluşturduğu hisleri, heyecanı, belki de korkuyu düşünün.. Şimdi de yavaş yavaş kendinizden ayrılarak, kendinizi seyredebileceğiniz bir banka oturun. Buradan tüm olan biteni, o hisleri yaşarkenki görüntünüzü, tepkilerinizi oturduğunuz bankta, belki de yediğiniz çekirdek eşliğinde seyretmeye devam edin..
 
 
Bu iki durumdaki duygu yoğunluğunun farklarını algılayabildiniz mi? Hepimiz olayları ya da durumları zihnimizde canlandırırken, farkında olmadan olayın içine girebilir ya da bir seyirci gibi dışında olabiliriz. Genelde olumsuz, bizi rahatsız eden duygulara yol açan olay ya da durumları seyirci gibi seyretme eğilimindeyizdir. Hoşumuza giden ve gözümüzde canlandırırken bizi mutlu eden, içimizi kıpır kıpır yapan olay ya da durumlarda ise, kendimizi o olay ya da durumun içinde buluveririz.
 
 
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@kisiselgelisim.gen.tr
Bu makale şu konularla ilgili olabilir :zihin nedir - zihin okuma - beyin - zeka - hafıza - zihin kontrolü - zihin felsefesi - zihin -

Yorumlar