UNUTULMAYACAKSIN! - HİKAYE

Büyük imparator Napolyon, gençliğini Brienne'deki bir askerî okulda öğrenci olarak geçirmişti. Öteki gençler gibi o da meyveye düşkündü ve Brienne'de meyve satan bir kadın ondan birkaç peni kazanmıştı. Kadın son defasında yine taze şeftalilerinden kendisine takdim etmişti, ancak Napolyon'un bu meyvelerin karşılığını ödeyecek parası yoktu. Kadın yine de alması konusunda ısrar etti. Meyveleri alan Napolyon kadına şöyle dedi:
 
"Genç bayan, şimdi gitmem gerekiyor ve sana para ödeye-miyorum. Ama söz veriyorum unutulmayacaksın!"
 
Elbette, bu kadar ufak bir şey her insanın yaşamında, unutula-bilir şeyler arasındadır. Kısa bir zaman sonra Napolyon general olmuş ve İtalya'yı almıştı. Daha sonra Mısır'a gitmiş, savaşmıştı.
 
Bir gün imparatorun Brienne'ye gitmesi bekleniyordu, fakat daha kimse, onun orada olduğunu öğrenmeden, o oraya gitmişti. Belki de geçmişini ve bugününü düşünürken, Tanrı'nın bu kısa zaman içinde kendisini nasıl bunca tehlikeden sağ çıkardığını ve krallık tahtına oturttuğunu anımsayıp duygulanmıştı. Sonra birdenbire yolda giderken durmuş ve önemli bir şey anımsamışçasına, elini alnına götürmüştü. Birkaç dakika boyunca meyveci kadının adını söylemiş ve kadının bir yıkıntıya benzeyen evini bulur bulmaz, eski bir dost gibi içeri girmişti.
 
Dar bir kapı aralığından geçmiş. Küçük, ama düzenli bir odada, meyveci kadını ve iki çocuğunu şöminenin önünde, sade akşam yemeklerini hazırlarken bulmuştu.

"Taze meyveniz var mı?" diye sordu imparator.

"Evet, var," dedi meyveci kadın, "Kavunlarım çok taze!" Hemen gidip bir tane getirmiş. Kadın şömineye birkaç odun daha atarken, iki yabancı da getirdiği kavunu yemeye koyuldu. İçlerinden biri kadına sordu:
 
"Bugün buraya gelmesi beklenen imparatoru tanıyor musun?"
 
"Daha gelmedi," diye yanıtlamış kadın. "Şu anda yolda olmalı. Ama onu gerçekten tanıyorum! Burada okula giderken benden hep sepet sepet meyve alırdı."

"Peki hepsinin parasını ödedi mi?"
 
"Elbette ödedi hem de kuruşu kuruşuna."
 
Bunun üzerine yabancı, kadına şöyle demiş:
 
 Hanımefendi, ya siz yalan söylüyorsunuz, ya da biraz unutkansınız.
 
Birincisi, imparatoru tanımıyorsunuz, ben imparatorum! Dahası, sizin söylediğiniz gibi aldığım her şeyin parasını ödemedim. Sanırım size iki Frank kadar bir borcum vardı! Ve tam bu sırada yanındaki arkadaşı masanın üzerine sayarak, tam tamına 1.200 Frank koymuş. Kadın imparatoru tanımış ve masanın üzerine düşen altın paraların sesini duyunca dizleri üstüne düşmüş ve şaşkınlık ve sevinç içinde kendinden geçmiş, imparator daha sonra o eski evin yıkılıp, yerine yeni bir ev inşa edilmesini buyurmuş.

"Brienne'ye yolum düştükçe," demiş İmparator "bu evde kalacağım." Ve kadına çocuklarına bakacağına dair söz vermiş.
 
Kızma çok saygıdeğer bir yardım yapılmış ve kadının oğlu da imparatorun okuduğu okulda okumuş.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@kisiselgelisim.gen.tr

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :hikaye - hikayeler -

Yorumlar