Sevgi Pratiği

SEVME sanatının teorik yanını ele aldıktan sonra, çok daha zor bir sorunu, sevme sanatının pratiği sorununu ele almamız gerekiyor. Bir sanatın pratiğini öğrenmenin, pratik yapmanın dışında başka bir yolu olabilir mi?

Bugün insanların çoğunun, bu nedenle birçok okurun, «kendi kendine nasıl yapılabileceği» (bizim durumumuzda bu, sevginin nasıl kendi kendine öğrenileceği) konusunda reçete verilmesini beklemesi, sorunun güçlüğünü daha da artırmaktadır. Korkarım, bu son bölüme bu ruhla yaklaşan herkes büyük bir düşkınklığına uğrayacaktır. Sevmek, herkesin sadece kendi başına ve kendisi için yaşayabileceği kişisel bir deneyimdir; aslına bakılırsa, bu duyguyu en azından ilkel (olgunlaşmamış) biçimiyle çocukluğunda, ergenliğinde veya erişkinlik yıllarında yaşamayan kişi yok gibidir. Sevgi pratiği tartışmasının bize sağlayacağı şey, sevme sanatının önermelerini, buna yönelik yaklaşımları ve bu önermelerle yaklaşımların uygulayımını tartışmaktır. Hedefe yönelik adımlar sadece kişinin kendisi tarafından atılabilir ve tartışma, belirleyici adım atılmadan önce biter. Yine de yaklaşımların tartışılmasının, sanatta ustalaşmaya en azından reçete beklemekten kendini kurtaranlar için— yardımcı olabileceğine inanıyorum.

Konumuz ister marangozluk sanatı, tıp, ister sevme sanatı olsun, bir sanatın pratiğinin bazı genel şartları vardır. Her şeyden önce, sanatın uygulayımı disiplin gerektirir. Disiplinli bir şekilde yapmadığım taktirde hiçbir zaman hiçbir şeyde iyi olamam; sadece «havasındayken» yaptığım şey hoş veya eğlendirici bir hobi olabilir, ama bu sanatta hiçbir zaman usta olamam. Ama sorun, sadece belli bir sanatın uygulanmasındaki disiplin (diyelim ki günde birkaç saat pratik yapmak gibi) değildir, kişinin yaşamının tamamındaki disiplindir. Çağdaş insan için hiçbir şeyin disiplini öğrenmekten daha kolay olmadığı düşünülebilir. Tam anlamıyla rutin bir işte en disiplinli biçimiyle günde sekiz saat harcamıyor mu? Ama işin gerçeği, çağdaş insanın, iş alanının dışında son derecede az öz-disiplinli olduğudur. Çalışmadığı zaman tembel olmak, ense yapmak, ya da daha hoş bir terim kullanacak olursak, «dinlenmek» ister. Bu tembellik arzusu büyük ölçüde yaşamın rutinleşmesine karşı bir tepkidir. İnsan, günde sekiz saat boyunca kendinin olmayan amaçlar uğruna, kendinin olmayan bir tarzda, onun için önceden belirlenen şekilde enerjisini harcamaya zorlanması nedeniyle, isyan eder ve isyanı, çocuksu bir kendini şımartmaya dönüşür. Buna ek olarak, otoriterciliğe karşı verdiği mücadelede her türlü disipline, usdışı otorite tarafından öngörülen disipline olduğu kadar kendisi tarafından öngörülen disipline karşı da güvensizlik geliştirmiştir. Ne var ki böyle bir disiplin olmaksızın yaşamın temelleri sarsılır, yaşam kaotik olur ve kişi yoğunlaşma eksiği çeker.

 

DERLEYEN... (EDİTÖR)
 
Bu makale şu konularla ilgili olabilir :sevgi - pratigi -

Yorumlar