SAĞLIK MAKALESİ

Böyle küçük bir eserde neden bir insanın kalıtım yoluyla zayıf ve hastalıklı bir bedene sahipken diğerinin güçlü ve sağlam bir bünyeye sahip olduğunu açıklamak imkansızdır. Basit, kaya gibi sağlam sağlık günlerinin geçtiğini ve kişinin yaradılışının daha gergin, sinirli, ve ruhsal olarak sorunlu bir hale geldiğini belirtmemiz bizim için şimdilik yeterli olacaktır. Eski, basit ve bilinçsiz sağlık, insanın bedeninin içgüdüsel zihin tarafından daha sağlam bir biçimde yönetilmesine neden olan, hayvan benzeri doğasından dolayıdır. Daha az gelişen insanlar görünüşe göre daha çok gelişenlerin sağlıklarını bozan zihinsel fırtınalardan, psikolojik değişimlerden ve ruhsal dengesizliklerden etkilenmemektedir. Bunun örneklerini deliliğin bazı çeşitlerinde görüyoruz. Hasta, aklını kaçırır ve bunun sonucu olarak beden sağlığı mükemmel derecede sağlıklı bir duruma gelir. İçgüdüsel zihin, olayları kontrol altına alır ve sonuç basit ve sağlam hayvani sağlık olur. Hastanın aklı başındayken ve zihni kaygı, tutku, düşünce, kaygı, hırs, nefret ve ıstıraplarla doluyken, hasta büyük olasılıkla iyi olmaktan çok uzaktır. Bu, düşüncelerinin ve kontrol edilemeyen duygularının rahatsız edici etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, bilinci teslim olur ve ahmakça bir yolla mutlu hale gelir, bu rahatsız edici şeyleri düşünmekten vazgeçer; sonuç olarak içgüdüsel, hayvani zihni huzurlu bir şekilde çalışabilir.

Evrim insanlara daha ileri, daha sinirli ve daha duyarlı bir
hale dönüşmelerini buyurduğu için, insanların aynı köleler gibi, kaya gibi sağlam ve güçlü olduğu "eski iyi günler" için  çekmenin hiçbir yararı yoktur. Bu duyarlı biçimdeki yanlış düşünceler ve duygular, hızla acı ve sıkıntı üretirler. İnsanların çoğu iyi sağlığın ne olduğunu bilmezler. Sadece baş ağrısı, hazımsızlık, romatizma, sinir iltihabı gibi küçük rahatsızlıklardan acı çekmezler; ayrıca asla neşeli ve tamamen iyi hissetmezler. Yaşamın hazlarına yabancıdırlar. Hayat onları heyecanlandırmaz, hiçbir şey kanlarını hızlandırmaz, canlı coşkunluk anları yaşamazlar - diğer bir deyişle, yaşamazlar sadece kalitesiz bir ölüm oranıyla var olurlar.

Yine de, insanların çoğunluğu bulaşıcı hastalıklardan ve salgınlardan çabuk etkilenirler, ama eğer gerçekten iyilerse, o zaman bağışıklık kazanmış olurlar. Ancak, bağışıklığı sağlıkta aramak yerine, onu ilaç ve serum kullanmakta ararlar, ve böylelikle bedenlerinin baş etmesi gereken daha fazla yük eklerler. Bu yöndeki tüm çabaların başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmazdır, çünkü bir hastalık bastırıldığı gibi bir diğeri ortaya çıkacaktır.

Birçok insan hastalıkları kaçınılmaz olarak görür, ancak gerçek şu ki; sağlık normal durumken anormal olan hastalıktır. Hastalığın kaynağını aradığımızda, ilk olarak bunun doğal yasaya itaatsizlikten kaynaklandığını görürüz. Çok
sayıda insan sağlığın bilinen doğal yasalarının neredeyse tümünü çiğniyorlar, ve hastalandıklarına şaşırıyorlar. Ancak, mucize olan şu ki iyi oldukları kadar iyiler. Ama, doğanın yasalarına itaat ve doğal-kür metotları bizi yolun belli bir yerine taşıyacaktır, fiziksel nedenlerden daha derin nedenleri  olması gerektiğim göreceğiz. Tüm bilinen fiziksel sağlık     kurallarına uyan, banyo yapan, egzersiz yapan, nefes alan, bilimsel bir şekilde yiyen ve içen, ilaçlar ve serumlar yerine doğal-kür metotlarını benimseyen, ama hala sağlığı bulamayan bir çok insan olduğu gerçeğiyle yüz yüze geliyoruz. Bu nedenle, daha derinleri araştırmalı ve hastalığın nedenini keşfetmek için zihne gitmeliyiz.

Zihne baktığımızda, hastalığın üretken bir nedenini buluruz. İnsan kendini, düşünerek hastalıklı bir hale sokar. Hastalık hakkında düşünmenin onları bedende ürettikleri bilimsel bir gerçektir. Devamlı hastalık, ameliyatlar ve diğer marazi konuları düşünen insanlar, onların avı haline gelir. Hastalığın kaçınılmaz olduğunu düşünenler, onu hayatlarında ortaya koyarlar. Marazi düşünce, bedenin ya enfeksiyonlar için kolay bir av haline gelmesine ya da kronik bir hastalıkla çökmesine neden olarak, bedenin marazi durumunu üretir. Düşüncelerin marazi konulara yerleşmesine izin vermek hastalık ve yatalaklık için kesin bir yoldur.

Kişi sadece kendi olumsuz düşünceleri ve duygularıyla hasta olmaz, ayrıca kendi ırkının zihninin hipnotik büyüsü altındadır. "Bu dünyanın tanrısı inanmayanların zihinlerini kör etti". Hepimiz az ya da çok büyük bir yanılsamanın büyüsü altındayız. Gördüğümüz ve yaşadığımız kötülük, hastalık ve diğer kusurların gerçek hayatta hiçbir gerçekliği yoktur, ancak gerçek dışında bir varlığı vardır.
Gerçek anlamda Gerçek olmamalarına rağmen, şimdiki sınırlı bilinçlilikte son derece gerçektirler. Gerçeği fark ederek ve onun ışığıyla ve gücüyle düşünerek ve yaşayarak, hipnotik büyü bozulur; ama tamamen değil, eğer tamamen olsaydı yaslanmazdık, ama fazlasıyla gelişmiş bir sağlığa sahip olunabilir.

Ayrıca hipnotik olarak bize binlerce farklı kaynaktan ulaşan önerilerden de etkileniriz. Arkadaşların ve tanıdıkların söyledikleri bizi olumsuz olarak etkiler. Hastalıkları gerçeklik olarak görmeye ve onun kaçınılmazlığına inanmak tüm konuşmalarını renklendirir ve onlara karşı kendimizi savunmazsak bu bilinçsizce bizi etkiler. Hepsi aynı hatayla demlenen gazeteler, dergiler ve kitaplar eğer onlardan etkilenmek için fazlasıyla açık olmazsak bizi etkiler. Sayısız kaynaklarda hastalığın ve enfeksiyonun kaçamayacağımız ve yatkın olduğumuz gerçeklikler olduğu açık olmayan bir biçimde bize önerilir. Basit bir dille belirtirsek, tüm bunların etkisi hayat gücünü yanlış kanallara çevirmek böylelikle mükemmellik yerine hastalık ve sağlıksızlık yaratmaktır. Sağlığın normal durumu hastalığın anormal durumuna yer vermek zorunda kalır. Ancak, normal sağlık durumu, gerçeğin farkına varıldığında ve hayat onun ışığında ve gücünde yaşandığında yeniden kurulur. Mutlak doğruluk ve mükemmellik hayatı duyumsamanın kusurlarının ve yanılgılarının arkasında durur. Sağlık, gerçekliğin mükemmelliğini ve doğruluğunu fark edip ve düşünce hayatını doğrulukta saptayıp böylelikle düşüncelerimizin olumsuz olmasından ve yanılsamanın hatalarına dayanmasından vazgeçerek bulunur.
Genellikle sağlıksızlığın günahların sonucu olduğu söylenir. Çünkü hastalığı ve sağlıksızlığı düşünmek ve onların kaçınılmaz olduğuna inanmak en büyük günahlardan biridir. Hayatın yöntemi nefsin (ahlaksızlık, hastalık, ölüm) peşinden değil Ruhun (harika, bütün, ölümsüz ve günaha sevk edilemeyenin) peşinden yürümek (düşünmek ve hareket etmektir. "Nefsin peşinden" düşünerek mutlak bütünlük ve mükemmellik olan tanrıyı aşağılarız ve kendimizi ilahi hayat ve güçten ayırırız.

Ama yanlış düşünmenin sağlığı yok ettiği başka yöntemler de vardır. Şehvet düşüncelerini düşünmek mutsuzluğun, hastalığın, ve sinir hastalıklarının üretken nedenidir. Hayatın ilahi kuvvetleri yanlış bir kanala yöneltilmiştir, bu ya bedenin, beynin ve iradenin kaçınılmaz olarak zayıflamasına ve düşkünlüğüne; ya da bastırılmasına ve bundan kaynaklanan sinir hastalıklarına neden olur. Eğer düşüncelerin kirlilik içinde yaşamasına izin verilirse, kötü sonuçlar ya harekette ya da sağlıksızlıkta belli bir biçim izlemek zorunda kalır. Düşünce devamlı olarak kontrol edilmeli ve tersine döndürülmelidir. Bastırılmamalı ama tersine döndürülmek", bunu not edin; çünkü bu ikisi arasında devasa bir fark vardır. Bastırma, sinir sorunları yaratır, ama düşüncelerini tersine çevirerek veya onlara şekil değiştirterek hayat değiştirilir ve beden sağlığı fazlasıyla iyileştirilir.

Ayrıca, nefret, kızgınlık, hastalıklı irade, korku, kuşku, dert, ıstırap ve kaygı düşüncelerine kendini kaptırmak, ve bedenin formunu daha alt düzeylere indirmek onu hastalıklara ve enfeksiyonlara açık hale getirir. Böylelikle zihin durumunun ve düşünce özelliklerinin göz ardı edilemeyecek önemli faktörler olduklarını görürüz. Eğer sağlıksızlık ve hastalık sırf zihnin gizli nedenlerinin dış etkileriyse, onları tedavi etmek anlamsızdır. Bir tedavi uygulamak için sorunun nedenlerine inmeliyiz.

Düşünce kontrolü büyük bir yardımdır. Doğru ve olumlu bir düşünceyi olumsuz olanla değiştirmek, bir zaman içinde hayatın harikalarını ortaya koyacaktır. Bilinçaltında sıra-dışı bir zekanın sınırsız bir gücüne sahibiz. Düşüncelerimize göre bu olağanüstü güç hayatımızda ve bedenimizde ya sağlığı, uyumu, ve güzelliği yapılandırır ya da tam tersini yapar. Güç iyidir, zeka görece olarak sınırsızdır, ama düşüncemiz onu nereye yönlendirirse oraya gidecektir. Bu nedenle, düşüncemizle ya yaratırız ya yok ederiz; ya iyilik ya da kötülük üretiriz. Bu yüzden eğer tüm düşüncelerimiz iyi, olumlu ve yapıcıysa, hem bedenimizin hem de hayatımızın uyum ve mükemmellik içinde yapılandırılması gerekliliği izler. Soru şu ki bu yapılabilir mi? Eğer gerekli arzuya sahipsek ve kendimizi disipline etmeye ve görünürdeki başarısızlığın önünde sebat etmeye istekliysek bu yapılabilir. Bu noktada bazı okurlar korkulacak kadar iyi olmak için hiçbir arzularının olmadığını ve şehvet, kirlilik, nefret, kızgınlık, kıskançlık ve bu türdeki düşünce ve duyguları bırakmaya hazır olmadıklarını söyleyebilirler. Çok iyi, eğer böyleyse, devam etmeli ve isteyerek öğrenmeyi reddettikleri dersleri acı çekerek öğrenmeliler. Diğerleri: "Evet, düşüncelerimi kontrol etmek istiyorum, ama kaygılanacak bu kadar çok şey varken kaygılanmaktan nasıl vazgeçeceğim; ve bu kadar derinden haksızlığa uğramışken nefret etmekten nasıl vazgeçeceğim?" diyebilirler. Bu bizi zihnin yarattığından daha derin bir sağlıksızlık nedenine, yani kalbin tutumuna, getirir. Kutsal yazılarımız bize "Bir insan kalbinde nasıl düşünürse öyledir," der. "Kalp" le kastedilen ruh veya his, insanın arzulayan kısmıdır. Kişisel irade ve ilahi irade, nefsin arzuları ve ruhun özlemleri arasındaki çatışma burada gerçekleşir. Tüm mutsuzlukların, uyumsuzlukların ve sağlıksızlıkların ana nedeni ruhsaldır, sırf zihinsel veya fiziksel değildir. İkinciler katkıda bulunan nedenlerdir, ama ilki temel nedendir. Ruhsal uyumsuzluk gerçekte tüm sağlıksızlıkların ve hastalıkların nedenidir. Ruhsal uyum yeniden kurulana kadar insan efendimizin söylediği gibi ayakta duramayacak, kendine karşı bölünmüş bir krallıktır. O zaman iyileşme ruhsal bir özellik olmalıdır. Bu uyum var olana kadar, nefret, korku ve kaygı düşüncelerinin üstesinden gelinemez, ve bunların üstesinden gelinene kadar, gerçek bir iyileşme olamaz. Efendimizin iyileştirmesi ruhun ince bir şekilde iyileştirilmesidir. İç dengeyi; günahları affederek, kalbin arzularım değiştirerek, kişinin iradesini bütünün ilahi iradesiyle uyumlu hale getirerek yeniden kurmuştur. Efendimizin iyileştirmesi öneri aracılığıyla başarılamaz, ya da insan iradesinin gücü ile kazanılmaz; bu kalbi, arzuları ve iradeyi ilahi irade ile uyumlu hale getirerek yapılır. Aynı zamanda, tanrının iradesi hastalık ve ümitsizlik değil, sevgi, bütünlük, haz ve mükemmelliktir gerçeğinin açığa çıkarılması gereklidir.

Zihinsel iyileştirme, tanrı ile barış yapmadan mümkün olmaz. Sevgi ilkesine tamamen teslim olana kadar, nefret, kıskançlık ya da kızgınlık düşüncelerimizi sevgi düşüncesine çevirerek onların üstesinden gelemeyiz. İlahi İradeye teslim olana ve tüm problemlerimizi sonsuz zihne bırakana kadar kaygılanmaktan ve korkmaktan vazgeçemeyiz. Zihinsel disiplin ve düşünce kontrolü bu iç değişim gerçekleştikten sonra gereklidir, hepimiz kendi kurtuluşumuzu bulmalıyız, ama gerekli olan, ruhsal kalbin sevgi ve güvene teslim olmasıdır. Kardeşimizden nefret ettiğimiz, yarının getireceklerinden korktuğumuz, veya bu hayattaki şeylerle ilgili kaygı duyduğumuzda hiçbir zaman iyi olamayız. Ancak ilahi uyumla uyumlu hale geldiğimiz, ve düşüncelerimizi ve duygularımızı kontrol etmeyi nefsi ve maddesel arzularımızı sevgi hizmetine dönüştürmeyi öğrendiğimiz zaman, bir bütünlük durumu kaçınılmaz sonuçtur. Eski, derinlere yerleşmiş hastalıklar yok olur, ve sağlık durumumuzda devamlı bir gelişme gerçekleşir.

Sağlığı yeniden kazanmak için kişinin kendini devamlı olarak sağlık,uyum ve mükemmelliğin ilahi idealine yükseltmesi gereklidir. Ama eğer hala kişisel iradenin ilahi iradeyle çatışması varsa, veya kalpte bir miktar nefret, kıskançlık, garez ya da korku varsa, bu işe yaramaz. İrade daha büyük iradeye (bu, gerçekte en yüksek iyimizdir, çünkü ilahi iradeye erişme insanın mutlu kaderidir) teslim olmalıdır: iyileştirme için gerekli olan mutlu, kaygısız, huzur veren duruma girebilmemizden önce, kalp affetmeli ve sevgiyle dolmalıdır; korkudan kurtulmalı ve korku özgüven ve tam güvenle değiştirilmelidir. Sağlık uyumdur, ruh, hissiyat, zihin ve beden arasındaki zarif bir denge ve ayardır. Bu uyum tamamen kendimiz ve tanrı arasındaki daha büyük uyuma bağımlıdır. İradenin çatışması, nefret ve kızgınlık, bencillik olduğu sürece veya korku varken, bu uyum var olamaz. Bu nedenle, sağlığın temel nedeni, tüm iyileştirmenin insan ve İlahi Kaynağı arasındaki uyumun yeniden yapılandırılması olan, ruhani uyumdur. Bu uyum kurulduğunda, kişi artık kendine karşı bölünmüş bir krallık değildir, çünkü birlik içinde yerleşmiş olur: onlara karşı çalışmak yerine, evren ve varlığının ilahi yasaları ile birlikte çalışır. İlahi hayat ve güç, kusursuz bilinçaltı işlevini arttırarak, zorlaştırmadan onun içinden akar. Düşünceleri kaynaklarında arındırılır ("Ey Efendimiz, beni temiz bir kalple yarat ve doğru ruhu içimde yenile.", "Beni gizli hatalardan arındır.") Türünün hipnotik büyüsünden kurtulur: İlahi ruhun aracılığıyla gözleri doğruluğa açılır; böylelikle bu dünyanın prensi tarafından daha fazla kör edilemez. İlahi birlikte özgürlesin (İsa da tüm bunlar canlandırılmıştır).
Istırap konusu ve bunun sağlık üzerindeki etkisi bir amaçla sona bırakılmıştır. Hiçbir miktardaki doğru düşünme bu hayattaki mahrumiyeti önleyemeyecektir. Bunlar hayatın gerekli düzeninin bir bölümünü oluştururlar, ve tamamen, zarar verici veya mümkün olan en büyük yas hali olup olmayan sıkıntıları nasıl karşıladığımıza dayanır. Hayatın düzenine isyan ederek, ıstıraplar zarar verici olurlar, ama zararın kendisi yas halinin içinde değildir ancak zihnin tutumunda ve kalbindedir. Ruh keder şarabım isteyerek içebilene ve "Senin iraden yapılsın" diyebilene kadar, yas hali hem sağlığı hem de mutluluğu yok eden bir biçimde zarar vericidir. Ancak zararın nedeni yas halinin kendisinde değil kalbin katılığındadır. Bu nedenle düzenin gerekli olduğuna dair boyun eğme ve kabul olmalıdır. Ancak bu ıstıraba zayıf bir teslim oluş ve mızırdanmayı belirtmez. Yaslı kişinin asla yeniden aynı olamayacağı doğrudur, çünkü kişilik yönünden daha çok kendinden utanır, daha sevecen, daha cana yakın, daha zengin ve daha yumuşak huylu olur. Sevilen kişi asla unutulamaz, ama bu kalbin ıstırapla yere yıkılması ve hayatın dertle yalnız hale getirilmesi için bir neden değildir, böyle durumlarda doğru din - dincilik değil - ruhu doyurabilecek, zihni uyumlu hale getirebilecek, ve bedeni iyileştirebilecek tek şeydir. Doğruluğun içinde kendini kabul ettirmek için bunların hepsini çok iyi bilmek gerekir: Tanrı hiç hata yapmaz ve gerçekte, ölüm değil değişim vardır. Bunlar yas halinden tanrının lütuflarının kılık değiştirmiş halinin yapılmasının tek yoludur. Bu aşamaya ulaşıldığında, tasanın üstesinden gelinir, ölüm zaferin içinde kaybolup gider. Hayatın tüm zorluklan için tek çare, sadece bizim en ulu iyiliğimizi arzulayan ilahi kaynağımızla ve ilahi irademiz ve amacımızla bilinçli bir uyum içinde olmaktır.

 
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@kisiselgelisim.gen.tr

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :sağlık - sağlık makalesi -

Yorumlar